Kayıtlar

BEN’DEN ÇIKIP BİZ OLMANIN İYİLEŞTİRİCİ GÜCÜ

  Ben’den Çıkıp "Biz" Olmanın İyileştirici Gücü  Bugünlerde gökyüzü biraz gri, kalplerimiz ise biraz yorgun olabilir.  Sokaklarda, haberlerde veya sosyal medyada gördüğümüz o ağır enerjiler, bizi farkında olmadan "Ben" kalesinin içine hapsediyor.  Kendimizi korumaya çalışırken aslında en büyük şifadan, yani "Biz" olmanın iyileştirici gücünden mahrum kalıyoruz. Peki, nedir bu "Benden Bize" giden yol ve neden şimdi her zamankinden daha önemli? 1. Ayrılık İllüzyonundan Uyanmak  Kuantum alanında ve bioenerjide biz çok iyi biliriz ki; evrende hiçbir varlık birbirinden bağımsız değildir.  Bizler, görünmez ışık ipleriyle birbirine bağlı devasa bir dokunun parçalarıyız. Bir yerde bir çocuğun canı yanıyorsa, bu sadece o ailenin değil, kolektif bilincin, yani hepimizin yarasıdır. "Benim başıma gelmedi" demek, fırtınada geminin sadece kendi kamarasına su dolmadığına sevinmeye benzer.  Oysa gemi hepimizin. 2. Frekansın Büyüsü: Bir Kalp Şifalan...

KUANTUM DOLANIKLIK VE RAMAZAN-AYRI DEĞİLSEK SORUMLUYUZ

  Kuantum Dolanıklık ve Ramazan Ayrı Değilsek, Sorumluyuz Kuantum fiziğinde “dolanıklık” (entanglement) adı verilen bir olgu vardır. İki parçacık bir kez etkileşime girdiğinde, aralarındaki mesafe ne olursa olsun aralarında bir korelasyon devam eder. Biri ölçüldüğünde, diğerinin durumu da bağlantılı şekilde belirlenir. Bu durum bize şunu gösterir: Evren, sandığımız kadar parçalı değildir. Bilim bunu matematikle anlatır. Tasavvuf ise asırlardır başka bir kelimeyle söyler: Birlik. Görünürde Ayrı, Derinde Bağlı Biz kendimizi ayrı bedenler olarak algılarız. Ama aynı atmosferi solur, aynı güneşten ısınır, aynı bilinç alanının içinde yaşarız. Ramazan ayında milyonlarca insan aynı niyetle oruç tutar. Aynı vakitlerde iftar eder. Aynı saatlerde ellerini açar. Bu sadece bireysel ibadet değildir. Bu, kolektif bir bilinç senkronizasyonudur. Kuantum dolanıklıkta olduğu gibi, aynı niyete giren kalpler arasında görünmeyen bir bağ oluşur. Oruç ve Alan Değişimi Oruç yalnızca be...

TESLİMİYET GERÇEKTEN NE DEMEK-KONTROL ETMEKTEN GÜVENE GEÇMENİN HİKMETİ

  Teslimiyet Gerçekten Ne Demek? Kontrol Etmekten Güvene Geçmenin Hikmeti Teslimiyet kelimesi çoğu zaman yanlış anlaşılır. Bazıları teslim olmayı vazgeçmek, pes etmek ya da hiçbir şey yapmadan beklemek sanır. Oysa gerçek teslimiyet, bırakmak değil; emanet etmektir. Teslimiyet; insanın elinden gelen gayreti gösterdikten sonra, sonucunu zorlamayı bırakıp kalbini Yaradan’ın hikmetine yaslamasıdır. Yani teslimiyet, edilgen bir bekleyiş değil; bilinçli bir güvendir. İnsan zihni kontrol etmek ister. Çünkü kontrol, ona güven hissi verir. Her şeyi planlamak, hesaplamak, sonucu belirlemek ister. Fakat hayatın akışı, insanın planlarından çok daha geniştir. İşte teslimiyet, bu noktada başlar: İnsan kendi sınırlı bakışını fark ettiğinde. Teslimiyet, “Ben artık uğraşmıyorum” demek değildir. Tam tersine, “Ben gayretimi yaptım, şimdi sonucu zorlamıyorum” diyebilmektir. Çünkü bazı kapılar çabayla değil, uyumla açılır. Hayatta en çok yorulduğumuz yerler, en çok kontrol etmeye çalıştı...